Sağlık: Kişisel gelişim uzmanı Adil Maviş’e göre modern insanın asıl sorunu mutsuzluktan ziyade bir sıkışmışlık hali. Kendiyle kalamayan insanın dramı ve işte o detaylar haberimizde.
Bugünlerde kime dokunsan bin ah işitiyorsun, herkes bi karamsar, herkes bi mutsuz. Ama kişisel gelişim dünyasının tanınmış isimlerinden Adil Maviş’e göre durum sanılandan biraz daha karışık. Maviş, toplumun genelindeki bu ruh halini sadece “mutsuzluk” diye kestirip atmıyor; asıl meselenin bi “sıkışmışlık” hali olduğunu söylüyo. Yani insanlar dışardan gelen her türlü habere, ailevi krizlere karşı o kadar savunmasız kalmış ki, artık neyi nereye koyacağını şaşırmış durumda.

Kendiyle Baş Başa Kalmak Artık Lüks Oldu
Şöyle bi düşünün, en son ne zaman sadece oturdunuz ve hiçbir şey yapmadan kendinizi dinlediniz? Maviş tam da buraya parmak basıyo. Modern hayat bizi o kadar koşturmaca içine itmiş ki, durakta otobüs beklerken bile iki dakika boş kalsak hemen telefona sarılıyoruz. Kendimizle baş başa kalmayı bi “boşluk” sanıp korkuyoruz. Halbuki o boşluk, insanın kendine dönmesi için bi fırsat. Ama biz o fırsatı sosyal medyayla ya da başka dış uyaranlarla doldurup harcıyoruz.
“Mevlana Bile Şems’e İhtiyaç Duydu”
İnsanların “bozuk” ya da “hasta” olmadığını, sadece bi anlam arayışında olduğunu belirten Adil Maviş, bu süreçte bi yol arkadaşlığının önemine dikkat çekiyo. “Bir Mevlana bile olsanız Şems’e ihtiyaç duyarsınız” diyerek, bazen dışarıdan bi gözün, bi yarenliğin her şeyi değiştirebileceğini anlatıyo. Günümüzde artık klasik terapilerin yerini, bu tarz mentörlük ve rehberlik süreçleri almaya başladı bile. Çünkü insan sadece sorununun çözülmesini değil, yaşadıklarının anlamlandırılmasını istiyor.
Görünen Sorun Gerçek Değil!
Maviş’in yıllara dayanan gözlemleri çok ilginç bi gerçeği de ortaya koyuyo: İnsanların “benim şöyle bi sorunum var” diye anlattığı şeyler, aslında buzdağının sadece görünen kısmı. Altını biraz kazıyınca bambaşka temel problemler çıkıyo ortaya. Mesela “hayır diyemiyorum” ya da “parayı tutamıyorum” diyen bi insanın asıl derdi çoğu zaman bambaşka bi eksiklikten kaynaklanıyo. Bu yüzden gerçek çözüm, o yüzeydeki sorunla değil, derindeki o asıl yapıyla barışmaktan geçiyo.
Engelleri Aşmak İçin “Sorunu Sevmek” Lazım
Peki bu karamsarlıktan nasıl kurtulucaz? Maviş, “sorunu sevmek” diye bi kavramdan bahsediyo. Yani hayatın handikaplarıyla kavga etmek yerine onlarla barışmak gerek. Kişisel gelişimi bi yolculuk gibi düşünürsek; içimizdeki o kaygı, güvensizlik ve çatışmalar aslında bizim aşmamız gereken engeller. Ama bu engelleri aşmak için önce onları kabul etmek lazım. Pandemiyle beraber bu süreçler artık online ortama da taşındı, yani artık dünyanın neresinde olursanız olun bi tıkla bu farkındalık yolculuğuna çıkabiliyorsunuz.
Valla Adil Maviş’in dedikleri kulağa baya mantıklı geliyo. Hayat her zaman toz pembe değil, evet, ama o sıkışmışlık hissinden çıkmak için önce biraz durup nefes almayı ve kendimizle yüzleşmeyi öğrenmemiz şart heralde. Yoksa o telefonun ekranına bakarak gerçek huzuru bulmak pek mümkün görünmüyo.